Dünya nüfusunun hızla arttığı, doğal dengelerin bozulduğu, toprak ve su kirliliğinin arttığı, atmosferin zarar gördüğü günümüzde Tarımsal Üretim daha da anlamlı bir hal almıştır. İnsan beslenmeden yaşayamaz. Hava gibi, su gibi elzem bir gerekliliktir beslenmek. Bu da ancak tarımsal üretimle mümkün olabilir.

Tarımsal üretim sürecinin bağlı olduğu bazı etmenler vardır. Öncelikle ekip yetiştireceğiniz bir tohum olması gerekir. Bu tohumu atacağınız, tohumu çimlendirip büyütecek bir toprak parçası lazımdır. Bitkinin yaşamına devam edebilmesi ve ürün vermesi için havaya, suya, güneş ışığına gerek duyulur. Bu faktörleri tamamlayınca bu süreci yürütecek bir iş  gücü ihtiyacı ortaya çıkar. İş gücünü tamamlayıp ürettiğinizde, ürünün pazarlanması, nakliyesi, ambalajı ve sofralara ulaştırılması gerekli olur.

Yukarıdaki paragraftan da anlaşılacağı gibi tarımsal üretim bir ekonomik değer zincirinden ibarettir. Tüm işlemlerin gelişmesi için mutlaka finansal bir güç ihtiyacı vardır. Finansal gücün tarımsal üretime yönlenmesi içinse sürecik karlılığının yüksek olması gereklidir. Para, kolay, risksiz ve hızlı kazanacağı kanalları tercih eder oysa. Kimse bizim gibi bozuk ekonomiye sahip ülkelerde olabildiğince riskli bir sektöre yatırım yapmak, para bağlamak istemez. Dövizden para kazanmak varken kara toprağın bağrına tohum atıp 3-5 ay onun gözünü gözlemek ancak bir gönül işidir.

Kısaca sırlamaya çalıştığım bu meseleler yüzünden tarım ülkemizde sahipsiz kalmıştır. Üretimin büyük çoğunluğu atadan kalma toprakları binbir yokluk içerinde ekip biçmeye çalışan küçük aile işletmeleri tarafından yapılmaktadır. Bu aileler de uygun olanak bulduğunda üretimden uzaklaşıp şehir hayatına yönelmekte, dolayısıyla üretimi sürdüren nüfus da büyük bir hızla kan kaybetmektedir. Yaşanılan iklim felaketi, kirlenen toprak/hava/su etkisiyle verim git gide düşmekte, arz azalmaktadır. Bu azalmanın sonucu olarak insanların gıdaya erişimi güçleşmekte ve daha da pahalı hale gelmektedir. Bu durum parası olanların iyi ve kaliteli ürünler tüketmesine, yoksul halkın ise tağşiş, hile dolu kalitesiz ürünlere yönelmesi sonucunu doğurur. Kapitalizm açısından bun da bir mahsur yoktur elbette. Ancak insani olan, gıdaya ulaşımın ve iyi beslenmenin tüm insanların hakkı olduğudur.

İşte sıraladığımız bu nedenlerle, tarımsal üretim devlet himayesinde ve önderliğinde doğru politikalarla yönlendirilmeli ve yönetilmelidir. Bu politika sadece ürün fiyatını temel alan bir politika olmamalıdır. Pahalıysa dışarıdan alırız yaklaşımının tüm ürünlerde dışa bağımlılığımız ile sonuçlandığı barizdir. O nedenle üretici doğru yöntemlerle teşvik edilmeli, taban fiyatlar üretimi canlandıracak kar avantajları ile sübvanse edilmeli, ucuz girdiler sağlanması yönünde çalışmalar yapılmalı ve boş kalan araziler yeniden üretime açılmalıdır. Yaptığınız işten para kazanırsanız işinizi bırakmazsınız. Tarımsal üretim sürecini karlı hale getirmeden insanları bu sektörde tutmak olanaksızdır. O nedenle üreticinin fiyat ve kar marjlarının devlet tarafından korunması ve yasal düzenlemelerin üretici lehine gözden geçirilmesi önemlidir.

Herkes, üreten üretsin ben parasıyla alırım diye birbirinden beklerse, yarın aç kalınması kaçınılmazdır. Yaşamsal öneme haiz bu sürece saygı duyulmalı, desteklenmeli ve devamlılığı için gerekli finansal ve yasal tedbirlerin alınması adına hassasiyet gösterilmelidir.

Unutmayın, cebinizde paranız olsa bile alabileceğiniz bir ürün yoksa, para karnınızı doyurmaz.



Fatih GÜLEÇ / @fenniziraatci