Teknoloji son yıllarda tüm alanlarda çok hızlı bir ilerleme kaydetti. Tarım sektörü de bu ilerleme karşısında kayıtsız kalmadı. Tohum genetiğinden tutun uydularla hastalık kontrolüne kadar geniş bir yelpazede iş gücünü düşürecek, zaman tasarrufu sağlayacak, verimi artıracak bir yığın ilerlemeye tanık olduk birlikte.

Bu yazımızda dikkatinizi çekmek istediğim husus, bu teknolojilerin ülkemiz tarımına uyum sağlamasında karşılaşılan zorluklardır. Takdir edersiniz ki teknoloji bize pahalı ürünler sunuyor. Gösterilen bu ilerlemenin kökeninde maddi olarak doyurucu bir sektör olması yatıyor kanaatindeyim. Peki ülkemiz tarımında durum ne? Deden kalan toprağı satıp, şehirde asgari ücrete iş arayan çiftçilerin çoğunlukta olduğu bir sektör bu pahalı teknolojileri kolayca benimseyebilir mi? Bence hayır. İzah edeyim …

Yaklaşık 30 yıldır bu sektörün içerisindeyim. Sadece şahsi deneyimlerime ve gözlemlerime dayanarak konuya yaklaşıyorum. Traktörünün patlayan hidrolik hortumunu değiştiremeyip şambrelle sarıp sorunu çözen çiftçiyi çok gördüm. Su sızdıran sulama borularına benim de lastik sarmışlığım vardır. Elzem bir parçayı değiştiremeyen çiftçi nasıl olacak da drone ile ilaçlamaya bütçe ayıracak?

Uydu görüntüleriyle arazilerin ürün deseni, su potansiyeli, ürünlerde hastalık durumu gibi tespitler yapılabiliyor artık. Muhtemelen 50 dekar altı arazilerde uydu kontrolü yapmak oldukça güç. Bu da demektir ki büyük arazi sahipleri bu olanaktan faydalanabilecek, birkaç çiftçi bir araya gelerek böyle bir uygulamaya da başvurabilirler. Lakin 3 çiftçinin yan yana gelip birlikte hareket etmesi pek olası değildir. Hadi geldiler, parasını denklemek oldukça güç olacaktır..

Hasatta robot kullanımı, otomatik sulama sistemleri, hastalık tespitinde ve tedavisinde insansız araçların kullanımı, arazi yapısına göre lazer işaretleyicilerle en doğru şekilde toprak işleyen, eken, hasat eden traktörler, makinalar, gübre ve ilaç atan gelişmiş makinalar, gelişmiş balya, silaj, hasat makinaları gibi tarımla uğraşanlara işgücü ve zaman kazandıran teknolojik ürünler ancak büyük alanlarda ekiliş yapan büyük şirketlerin faydasına sunulacaktır. Tüm bu olanaklardan finansal yapısı güçlü, piyasada etkin ve baskın üreticiler yararlanıyorlar ve yararlanmaya devam edecekler. Yıllardır kullanılan süt sağım makinaları olmayan, hala elle sağım yapan dünya kadar küçük aile işletmesi var. Traktörüne mazot alamayan, tarlasına gübreyi kredi kooperatifinden borçla alan bir yapıda bu teknolojilerin tabana inmesi neredeyse olanaksızdır.

Çözüm önerilerim ise oldukça basit. Hayati önem arz eden tarımsal üretimde gitgide artan nüfusu kendi olanaklarıyla beslemek isteyen devlet, bu teknolojileri kendisi üretmeli, sübvanse etmeli ve adilce tabana ulaştırmalıdır. Çiftçinin temel finansal yapısını düzenleyecek bir ürün fiyatlandırma, pazarlama politikası uygulanıp çiftçinin refahını yükseltmek gereklidir. Refahı yükselen çitçi devlet sübvansesiyle ulaşması kolay hale gelen teknolojiyle daha kolay tanışacak ve kullanacaktır. Daha sosyal medya hesaplarına girmek için akıllı telefonu yeni yeni tanıyan çiftçimize teknoloji okur yazarlığı eğitimi de verilmesi elzemdir.

Kısacası şu gelir yapısıyla çiftçimizin yüksek teknoloji aletlerle tarım yapabilmesi mümkün değildir. Gelecek yıllarda da pek mümkün gözükmemektedir. Dediğim gibi bunlar benim gözlemlerime dayanan notlardır, konu uzun uzun tartışılmaya açık bir konudur. Temennim bir gün hak ettiği yere kavuşan tarım son derece gelişmiş üretim araçlarıyla baştan sona donanır..

Umutla…


Fatih GÜLEÇ / @fenniziratci